ULUSLARARASI MADDE BAĞIMLILIĞI İLE MÜCADELE VE SOSYAL HİZMET MODELLERİ ÇALIŞTAYI SONUÇ BİLDİRGESİ

AYIK YAŞAMDA BULUŞALIM DERNEĞİ BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN PROJESİ
ULUSLARARASI MADDE BAĞIMLILIĞI İLE MÜCADELE VE SOSYAL HİZMET MODELLERİ ÇALIŞTAYI SONUÇ BİLDİRGESİ
(6-8 Nisan 2019 Antalya)

ÇALIŞTAY I. GÜN: AÇILIŞ, PANEL VE I. OTURUM

Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilen “Yerel STK’lar Hibe Programı” kapsamında desteklenen, “Başka Bir Dünya Mümkün Projesi” kapsamında Ayık Yaşamda Buluşalım Derneği (AYBUDER) tarafından düzenlenen “Uluslararası Madde Bağımlılığı İle Mücadele ve Sosyal Hizmet Modelleri Çalıştayı” Avrupa Birliği Ülkeleri ve Türkiye’deki üniversitelerin, kamu kurumlarının, yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin katılımıyla 06-08 Nisan 2019 tarihlerinde Antalya’nın Kemer İlçesi’nde gerçekleştirilmiştir. Madde bağımlılığı sorunun çözümü için nasıl bir sosyal hizmet müdahalesi uygulanması gerektiği konusunun ağırlık olarak ele alındığı çalıştayda yerli ve yabancı katılımcıların görüşlerini ifade ettikleri bir açılış paneli, üç odak grup çalışması oturumu, bir sonuç ve değerlendirme oturumu gerçekleştirilmiştir.

AÇILIŞ PANELİ

Açılış panelinde “Uyuşturucu Kullanımıyla Mücadelede Sosyal Hizmet Modelleri” konusu ele alınmıştır. Panelde görüşlerini dile getiren Prof. Dr. İlhan TOMANBAY, madde bağımlılığının önlenmesinde ve tedavisinde biyo-psiko-sosyal yaklaşımın esas alındığını, tıbbi tedaviyi vurgulayan “biyo” kısmının alanında uzman tıp doktorlarının da ifade ettiği gibi ancak %10’luk bir payı olduğunu, %15’inin psikolojik tedaviyi ve %75’in sosyal tedaviyi kapsadığını vurgulamıştır. Sayın TOMANBAY konuşmasını şu şekilde sürdürmüştür: Sosyal tedavinin amacı multidisipliner ekip çalışmasıyla madde bağımlısı bireyi topluma geri kazandırmaya yönelik davranış değişikliği sağlamaktır. Bir taraftan bireyle çalışma yöntemi uygulanmalı diğer taraftan profesyonel grupla çalışma ve kendine yardım grupları şeklinde çalışmalar yapılmalıdır. Bu çalışmalarda yardım değil, değişim ve değiştirme yaklaşımı esas alınmalıdır. Sosyal kılavuzluk, sosyal eğitimcilik, sosyal danışmanlık işlevlerini yerine getirecek sosyal tedavi merkezleri STK’larla işbirliği içinde çalışmalıdır. Herkesin etiketlenme ve dışlanma kaygısı olmadan rahat girip destek alabileceği bu merkezlerin çalışma usul ve esaslarıyla ilgili yasal mevzuat oluşturulmalıdır. Sosyal sağlığın standartlarının geliştirilmesi konusunda Sağlık Bakanlığı’nda çalışma yapılmalıdır. Alan uzmanlarının ve akademisyenlerin katkısıyla DSM’nin Türk kültürüne uygun bir şekilde yerli versiyonu hazırlanmalıdır.
Hollanda Iriszorg Bağımlılık Merkezi’nde sosyal hizmet müdahalesi uygulayan Olivira BOLSIUS, bağımlılıkla mücadelede sosyal tedavinin önemine vurgu yapmıştır. Aynı zamanda Hollanda Han Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü’nde eğitmenlik yapan Olivira BOLSIUS, toplum temelli rehabilitasyon modelini esas alan, bağımlıların katılımını sağlayan ve birlikte işbirliği içinde çalışmayı önceleyen bir sosyal tedavi programı uyguladıklarını belirtmiştir. Sayın BOLSIUS konuşmasının devamında şunları ifade etmiştir: Bağımlılıktan kurtulmak maddeyi bırakmakla değil, bırakma sonrası oluşan boşluğu doldurmakla mümkündür. Bu nedenle bağımlı kişiye seçenekler sunulmalı, bağımlı hayatın riskleri gösterilerek bağımsız hayatın çekiciliği ön plana çıkarılmalıdır. Tedavide bireyin yaşadığı sosyal çevre ve aile birlikte değerlendirilmelidir.

Ailenin bilinçli bir şekilde tedavi sürecini desteklemesi başarı oranını arttırmaktadır. Bağımlılığın tedavisinde ilaç desteği sağlanmakta ancak kontrole gelindiğinde başka yöntemlerden yararlanılması gerektiği de önerilmelidir. Bağımlı bireyin direnci azaltılmalı, istenilen davranışın pekiştirilmesi istenmeyen davranışın da söndürülmesi için ödül mekanizması kullanılmalıdır. İnsan beyni hazza odaklı olduğu için maddeye yönelmede bilinç devre dışı kalmakta, duygular ön plana çıkmaktadır. Bu nedenle kullanılan yöntemlerin maddeden daha çekici olması gerekmektedir. Hollanda’da bir atasözü var: “Yeni bir ayakkabı almadan eski ayakkabınızı atmayın.”

AYBUDER Başkanı Yavuz Tufan KOÇAK, dernek bünyesinde bağımlılarla 10-15 kişilik kendine yardım grupları halinde çalışmalar yaptıklarını bu grupların yürütülmesinde daha önce madde bağımlısı olup madde kullanmayı bırakmış ve bunun eğitimini almış kişilerden yararlandıklarını belirtmiştir. Yavuz Tufan KOÇAK, bir aile sıcaklığıyla bağımlı kişinin yeni duruma alışmasını sağlamak için 24 saat bağımlıyla birlikte yaşayarak sorunlarına çözüm bulmaya çalıştıklarını vurgulamıştır. Sayın KOÇAK konuşmasını şöyle sürdürmüştür: 15 senedir her gün bağımlılarla birlikte yaşamaktayım. Çocukluğumdan itibaren anne-baba ya da eğitimcilerin bana birey muamelesi yapmamasından ve potansiyel tehlike olarak görülmekten son derece rahatsız olduğum için derneğimizde kalan gençlere aşırı kontrolcü bir yaklaşım sergilenmemektedir. Her kesimden birey bağımlı olabilmektedir ve hepsinin kendine özgü değerleri bulunmaktadır. Bağımlı sadece parçalanmış aileden gelen asi ve psikopat bireyler değildir. Birçoğunun ailesiyle birlikte yaşayan, eğitimli, işi gücü olan insanlar olduğunu unutmamalıyız. İlk dernek faaliyetimize İstanbul’da 70 metrekare bir mekânda, 10-15 kişinin yerlerde şişme yataklarda yattığı küçük bir yerde başladık. Ekonomik şartlarımızın çok zor olduğu bu dönemde birbirimize destek olmaya çalıştık. Sosyal hayatın içinde var olarak yeniden yaşama tutunmaya çalıştık.

Cumhurbaşkanlığı Sosyal Politikalar Kurulu Üyesi Prof. Dr. Vedat IŞIKHAN, madde bağımlılığıyla ilgili sosyal politika ve sosyal hizmet modelleri konusunda açıklamalarda bulunmuştur. Sayın IŞIKHAN özet olarak şunları ifade etmiştir: Bağımlılık toplumun tüm üyelerini etkileyen ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Bağımlılık yapan maddelerin kullanım oranlarının sürekli arttığı ülkemizde başta gençlerimiz olmak üzere pek çok birey ve aile bu durumdan olumsuz etkilenmektedir. Aile bağları, okul, akran grubu, fiziksel çevre, kültürel değerler, medya gibi birçok sistem bağımlılık konusunu etkilemektedir. Madde bağımlılığında pek çok disiplin birlikte hareket etmektedir. Bağımlılık ciddi bir halk sağlığı sorunu ve sosyal tehdittir. Toplumun tüm üyelerini etkilemektedir. Bağımlılık yapan maddelerin kullanım oranı ülkemizde sürekli artış göstermekte ve genç nesillerin kaybolmasına neden olmaktadır. Birçok sistem bağımlılık konusunu etkilemektedir. Okul, aile, akrabalık bağları, fiziksel çevre etkilemektedir. Aile ve okul arasında etkili bir iletişim sistemi olmadığında birey bağımlılık döngüsü içine girmektedir. Bağımlılık, madde bağımlılığı ve davranışsal bağımlılık şeklinde iki kategoride değerlendirilmektedir. Davranışsal bağımlılıklar gelecekte gençleri ve yetişkinleri daha çok etkileyecektir. Çünkü internet, bilgisayar, teknoloji bağımlılığı, alış-veriş bağımlılığı gittikçe artmaktadır. Ailelere yönelik sosyal hizmet uygulamaları çok önemlidir. Anne-baba tutum ve davranışları çocukları madde kullanımı gibi sapmalara yöneltmektedir. Dolayısıyla aile bu çalışmaların odağında olmalıdır. Ailenin problem çözme ve başetme kapasitesini arttırmak en önemli hedeflerden birisi olmalıdır. Ailenin bağımlılık tedavi sürecine katılması teşvik edilmelidir. Çünkü bağımlılıkta ailenin tüm fonksiyonları işlevsiz hale gelmektedir. Çocuğu nasıl kurtarabileceğinin üzerine odaklanan ailede yeni iletişim tarzı oluşturmak zorundayız. Madde bağımlılığıyla mücadelede okul sosyal hizmeti çok önemlidir. Çocuk büyüdükçe ergenlik dönemiyle birlikte daha çok akran gruplarıyla birlikte olmaya başlamaktadır. Vaka yönetimi yaklaşımıyla okullarda aile ve çocukla doğrudan çalışılması gerekmektedir. Ancak Ülkemizde okul sosyal hizmetinin henüz başlamadığı görülmektedir. Madde bağımlılığı alanındaki politika üretilmesinde AYBUDER gibi STK’ların çok büyük katkıları olmaktadır. Bireysel çabaların dernekleşip STK’ya dönüşmesi önemlidir. STK’ların kanun yapıcılar ve politikacılara yönelik lobicilik faaliyeti yapması gerekmektedir. Madde bağımlılarına istihdam oluşturacak olanaklar arttırılmalıdır. Sosyal dışlanmayı önlemek için bu gruplara sosyal içerme kapsamında korumalı işyerlerinde istihdam fırsatı oluşturularak toplumla bütünleşmeleri sağlanmalıdır. Bürokrasinin kendine özgü yapısı gereği toplumda acil çözüm bekleyen sorunlara müdahalede gecikmeler yaşanmaktadır. Bağımlılık konusunda pek çok yasal düzenleme bulunmaktadır. 10 Mart 2019 tarihinde Bağımlılık Danışma, Arındırma ve Rehabilitasyon Yönetmeliği’nin çıkarılmış olması sosyal hizmet açısından çok önemlidir. Bu yönetmelik kapsamında sosyal çalışmacı/sosyal hizmet uzmanı; psikososyal destek ekibinin bir parçası olarak bireye ve aileye yönelik sosyal hizmet uygulamalarını yürütmekle, her bir hastanın sosyal inceleme raporunu hazırlamakla ve hastaları bilgilendirmekle sorumlu kılınmıştır. Ülkemizde Uyuşturucuyla Mücadele Yüksek Kurulu oluşturulmuştur. Eşgüdüm ve koordinasyonu sağlamak hedeflenmektedir. Ulusal eylem planı ve strateji belgesi yürürlüğe girmiş ve bu kapsamda 11 bakanlığın görev ve sorumlulukları tanımlanmıştır. İlgili bakanlıklarda politika laboratuvarları oluşturulması öngörülmüştür. STK temsilcilerinin de olduğu politika süreçleri olması gerektiği vurgulanmış ve 2018-2013 uyuşturucuyla mücadele eylem planı oluşturulmuştur.

Panel sonrası çalıştayda ele alınması planlanan konularda odak grup çalışması yapılmak üzere oturumlar başlatılmıştır. Ayrı zaman dilimlerinde gerçekleştirilen 3 oturumda katılımcıların ifade ettikleri görüş ve öneriler odak grup çalışmasının ana teması çerçevesinde aşağıda ana başlıklar altında ifade edilmiştir.

A. ODAK GRUP ÇALIŞMASI: MADDE BAĞIMLILIĞINA YOL AÇAN RİSK FAKTÖRLERİ

1. Madde bağımlılığında genetik faktörler, psikolojik gelişim süreci, bireyin zorluklarla başa çıkma yeteneği gibi pek çok etken bulunmaktadır. Bu açıdan bağımlılığı bir hastalık olarak kabul ettiğimizde diğer hastalara sunulan hizmetler bağımlılara da sunulmalıdır.

2. Bağımlıların meşguliyetlerinin olmaması, işsiz olmaları durumlarını daha da zorlaştırmaktadır. Bu nedenle meslek öğrenmeleri, korumalı işyerlerinde istihdam edilmeleri sağlanarak yeniden toplumsallaşma fırsatı oluşturulmalıdır.

3. Madde kullanan bireyler tedaviye klinik düzeyde başvurmaktadır. Klinik öncesi dönemde alınması gereken önlemler konusunda ebeveynlerin ve toplumun farkındalığı arttırılmalıdır.

4. Madde bağımlılığı süreci sigara kullanımıyla başlamaktadır. Sigarayla mücadele politika ve programları yenilenerek ve güçlendirilerek sürdürülmelidir.

5. Makro düzeyde temel risk faktörü sosyal normların dışına çıkan bireylerin tehdit olarak algılanmasıdır. Madde bağımlılığının kronik bir halk sağlığı sorunu olduğu konusunda toplumsal farkındalık çalışmaları yapılmalıdır.

6. Medyanın haber ve dizi filmleri üzerinden madde kullanmayı özendirici mesajlar vermesi gençleri olumsuz etkilemektedir. Bu tarz içeriklere müdahale edilmelidir.

7. Ergenlik döneminin riskli bir gelişim dönemi olması nedeniyle okullarda öğrencilerin sokak ve aile boyutunun takibinin yapılması gerekmektedir. Bu nedenle okul sosyal hizmeti bir an önce devreye girmelidir.

8. Tedavi sonrası rehabilitasyon çalışmalarının yetersiz olması madde kullanımının nüksetmesi açısından önemli bir risktir. Sosyal tedaviyi esas alan rehabilitasyon merkezleri arttırılmalıdır.

9. Göç ve kente entegrasyon sorunları madde bağımlılığına giden süreçte önemli bir risk olarak karşımıza çıkmaktadır. Göçün yoğun olduğu bölgelerde çocuklara ve ailelere yönelik sosyal hizmet çalışmaları yaygınlaştırılmalıdır.

10. Parçalanmış ailede yer almak çocuk açısından bir risk oluşturmaktadır. Özellikle boşanma süreci iyi yönetilmemişse çocuk bundan olumsuz etkilenmektedir. Boşanma sürecinde ailelere danışmanlık hizmeti sunulmalıdır.

11. İş bulma olanaklarının gittikçe azalması nedeniyle gençlerin gelecek kaygısı içinde bulunması maddeye yönelme riskini arttırmaktadır. Devlet yeni iş ve istihdam olanakları oluşturmalıdır.

12. Gencin kişilik yapısı, psikolojik sorunlarının olması gibi bireysel faktörler bağımlılıkta etken olmaktadır. Eğitim ve diğer desteklerin sunulmasıyla çocukların psikolojik sağlamlık özellikleri geliştirilmelidir.

13. Gençler madde kullanma konusunda ilk deneyimlerini yılbaşı eğlencelerinde, okulların mezuniyet törenlerinde akran grubunun etkisiyle yaşayabilmektedirler. Bu konuda ailelerin ve okulların farkındalıkları arttırılmalıdır.

14. Ebeveynlerin her ikisinin çalışma yaşamında olması, teknolojinin bilinçsizce kullanımı çocukları olumsuz etkilemektedir. Aile içi iletişim fırsatlarının arttırılması için aileler bilinçlendirilmelidir.

15. Madde satışının yaygın olması maddeye erişimi kolaylaştırmaktadır. Önleme ve denetim faaliyetleri arttırılmalıdır.

16. Yeni nesil annelerin çocuk yetiştirme tarzları değişmektedir. Çocuklar adeta bir projeye dönüşmekte, bencil ve değerlerden uzak yetiştirilmektedirler. Ailelere çocuk yetiştirme ve ebeveyn tutumları konusunda danışmanlık ve eğitim verilmelidir.

17. Madde bağımlılığında çoklu risk faktörlerinin etkili olması nedeniyle yerel dinamiklerin de desteğiyle sosyal risk taramaları yapılmalıdır. Bağımlı bireylerin nerelerde ve ne oranda yoğunlaştığı tespit edilmelidir.

18. Bireylerin hedef oluşturamama, anlam boşluğu ve can sıkıntısı yaşaması maddeye yönelmede önemli bir risk faktörüdür. Bu eksikliği gidermek için manevi değerlerden destek alınmalıdır.

19. Çocukların boş zamanlarının etkili doldurulamaması önemli bir risk faktörüdür. Çocuk ve gençlik merkezleri, etüt merkezleri, bilgi evleri gibi faaliyet alanlarının arttırılması gerekmektedir.

20. Madde kullanımı ile yaşanılan mekânın niteliği arasında ilişki bulunmaktadır. Bu nedenle mahalle ve sokak düzeyinde yerel yönetimler sosyal hizmet uygulamalarına ağırlık vermelidir.

21. Madde kullanan bireylerin özellikle gençlik döneminde cezaevine girmesi olumsuz sosyal öğrenmelere neden olmaktadır. Kapalı cezaevi yerine tedavi ve rehabilitasyon imkânı olan kuruluşlar oluşturulmalıdır.

22. Türkiye’de çocuk koruma sisteminin erken uyarı alanında gerekli örgütsel düzenleme yapılmadığı için çocukların madde kullanma, suça sürüklenme gibi risklere maruz kalmasının önüne geçilememektedir. Çocuk alanında hizmetleri bulunan tüm kuruluşların içinde yer alacağı, kişisel bilgilerin gizliliği ve güveliğinin korunduğu, bilgi ve belge paylaşımına izin verecek ortak bir yazılım programının kullanılacağı, Türkiye şartlarına özgü bir çocuk erken tanı ve uyarı sitemi kurulmalıdır.

ÇALIŞTAY II. GÜN: AÇILIŞ, II. OTURUM

Çalıştayın ikinci günü, ilk oturumu Prof. Dr. Tarık TUNCAY tarafından yönetildi. Oturuma başlamadan önce Sayın TUNCAY, konuya giriş olması açısından şunları paylaşmıştır:

Sosyal hizmet uzmanları sosyal değişime yönelik çalışan refah sisteminin profesyonel elemanlarıdır. Ancak tipik olarak yara sarmacı (pansuman tedbirler) bir anlayışla problem çözmeye çalışılmaktadır. Gelişmiş ülkelerde madde bağımlılığı konusuna baktığımızda; 19651973 yılları arasında Amerika-Vietnam Savaşı’nda orta sınıf çocuklar savaşmışlar ve 60 binden fazla kişi hayatını kaybetmiştir. Savaş esnasında uzak doğuda kullanılan bazı bağımlılık yapan maddelerle tanışmışlar ve uyarıcı maddelerle karşılaşmışlardır. Amerikan ordusunun %80 mensubu bu uyarıcı ve uyuşturucu maddeleri düzenli olarak kullanmışlardır. Bu kitle 1974’de ülkeye döndüğünde başkan Richard Nixon uyuşturucuyla savaş politikası başlatmak zorunda kalmış ve Amerikan hükümeti arındırma programı başlatmıştır. Yapılan çalışmalar sonucu bağımlıların %90’ı maddeden kurtulmuştur. Ancak yaklaşık %10’luk grupla sağlık sistemi baş edememiştir. Amerika bağımlılık hikayesiyle 1970’lerde tanışmaya başlamış ve neden %10’luk grubun vazgeçemediğine yoğunlaşmış ve bu bireylerin ortak hikayelerinin olduğu görülmüştür. Bu bireylerde erken çocukluk deneyimlerinin örseleyici etkileri, genetik etki, yaşam olaylarıyla baş edememe, sosyal işlev sorunları ve travmaların etken olduğu görülmüş ve travma literatürü üzerine ciddi gelişmeler kaydedilmiştir. Burada travma çok sarsıcı bir yaşam deneyimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Travmanın acısıyla yüzleşmede madde kötüye kullanımı ortaya çıkmıştır. Kusur, bireyde değil acı yaşam deneyimleri ve travmadadır. Travma insanın yaşamında kalıcı bir iz bırakır. Bu tamamen tedavi edilebilen bir patoloji değildir. Bağımlıların kendine yardım grupları içinde birlikte olması bağlanmayı sağlayarak bireyin travmanın kalıcı iziyle başedebilme kapasitesini arttırıyor. Ruhun yaralarını düzeltmenin yolu, onun gücünü ortaya çıkarmaktan geçmektedir.

Odak grup çalışması öncesinde bağımlıların yaşadıkları psikososyal sorunlar ve yapılan müdahalelerle ilgili Hollanda’dan Olivira BOLSIUS bir sunum gerçekleştirmiştir. Sayın BOLSIUS sunumunda şunları vurgulamıştır: Bağımlıların tedavisinde temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra, güven duygusu vermek çok önemlidir. Güven duygusunu verebilmemiz için sivil toplum kuruluşlarına, aileye ve devlet kurumlarına ihtiyacımız vardır. Hollanda’da uyguladığımız tedavi metotları pratik yönleriyle birlikte bir kitapçık olarak elimizde bulunmaktadır. Bağımlı tedavi almak için merkeze geldiğinde ilk isteği doğrudan detoks olmamaktadır. O aşama için hazırlık yapılmalıdır. Öncelikle kişinin hayattan zevk aldığı şeylerle ilgili kendisiyle birlikte araştırarak bir liste yapmaktayız. Kişiye özgü farklı metotlar uygulamaya özen göstermekteyiz. Çünkü zihinsel engelli veya farklı sorunları olan gençlere yönelik ayrı metotlar uygulanmaktadır. Hangi metodun etkili olacağına karar verirken sadece hastayla konuşarak değil, hayatına girerek rehberlik yaparak çalışma yapılmaktadır. Tedavide topluluk temelli rehabilitasyon yaklaşımı uygulanmaktadır. Bu tedavinin/terapinin önemli bir yanı kişiyi güçlendirmek ve maddeye hayır diyebilecek psikolojik sağlamlığı kazandırmaktır. Bireyle birlikte çevresini de bilinçlendirmeye ve güçlendirmeye çalışıyoruz. Deneyimli kişilerden yardım alıyoruz. Kişiyi topluma kazandırmak için yeni bir iş, yeni bir çevre oluşturmak gerekmektedir. Bunun için kişinin mevcut çevresinden yararlanmaya çalışmaktayız. Birey yalnızsa ona yeni bir sosyal çevre oluşturmaya çalışmaktayız. Kişinin ve aile çevresinin davranış değişikliğine gitmesine ve iletişim becerilerini geliştirmelerine yardımcı olmaktayız. Aileyle kişi arasında öfke ve çatışma yaşanmış olabilir, bunları iyileştirmeye çalışmaktayız. Bazı ailelerle tedaviden sonra konuştuğumuzda bu iletişim çalışmaları için teşekkür etmektedirler. İlişki tedavisi de rehabilitasyonun bir parçasıdır. İlaç tedavisiyle birlikte bilişsel-davranışçı terapiyi kullanmaktayız. Dolayısıyla tıp doktorlarıyla birlikte çalışıyoruz. Bağımlının başka psikolojik sorunları varsa ona yönelik travma terapisi gibi ayrı yöntemler uygulamaktayız. Tedaviye başlayan bireye idrar testi yapılmakta ve her gün temiz çıkarsa ona doğrudan ödül verilmektedir. Ödüllendirmek en etkin metotlardan birisidir. Bu daha çok kokain bağımlılarında etkili olmaktadır. Kullandığımız metotlar pratiğe, araştırmaya ve kanıta dayalı metotlardır.

Odak grup çalışması öncesi konuyla ilgili bilgilendirme konuşmaları gerçekleştirildikten sonra katılımcıların görüş ve değerlendirmeleri alınmak üzere odak grup tartışması başlatılmıştır. Katılımcıların görüşlerinden elde edilen tespitler ve öneriler özetlenerek aşağıda sunulmuştur:

B. ODAK GRUP ÇALIŞMASI: BAĞIMLILIĞIN YOL AÇTIĞI PSİKOSOSYAL SORUNLAR ve ÖNLEYİCİ MÜDAHELE

1. Bağımlılarla çalışılırken bilişsel süreçlerden daha çok duygular ön plana çıktığı için bilişsel davranışçı terapinin yanında, düşünsel duygulanımcı davranış terapisi de kullanılmalıdır.

2. Madde bağımlısı ergenlerin pek çoğu ailesi tarafından anlaşılmadığını ifade etmektedir. Ergenin içinde bulunduğu gelişimsel dönem hakkında ailelerin bilinçlendirilmesi ve farkındalığının arttırılması gerekmektedir.

3. Madde bağımlısı birey tedaviye karşı direnç geliştirmektedir. Bu nedenle psikososyal çalışma yapmadan önce motivasyonel görüşme gerçekleştirilmelidir.

4. Madde bağımlısı çoğu bireyin aileyle patolojik sorunlar yaşadığı görülmektedir. Yerel düzeyde aileyi destekleyecek aile hekimliği sistemi gibi ailelere yönelik sosyal hizmet müdahalesi uygulayacak birimler oluşturulmalıdır.

5. Madde bağımlısı bireyin kimlik oluşturmasında, aidiyet duygusu yaşamasında ailesiyle kurduğu sevgiye dayalı bağlanma ilişkisinin çok etkili olduğu bilinmektedir. Ebeveynçocuk arasında sağlıklı bağlanma ilişkisi oluşmasını sağlayacak destekler sunulmalıdır.

6. Türk toplumunda ailelerin çocuklara karşı aşırı koruyucu ve kontrol edici bir tutum sergilemesi gençlerin özerk olma çabasını engellemektedir. Birey olma sorumluluğu elinden alınan genç maddeyle tanışmaktadır. Ebeveyn tutum ve davranışları konusunda ailelerin
bilinçlendirilmesi gerekmektedir.

7. Psikiyatrik pek çok vaka örüntüsünde ilgisiz ya da aşırı müdahaleci ve kontrolcü aile yapısı bulunmaktadır. Bireysel patolojik sorunları aile bağlamında ele almak çok önemlidir. Madde bağımlısıyla birlikte mutlaka aile de tedaviye/terapiye dahil edilmelidir.

8. Türk toplumunda çocuklarla ilgilenme görevi ağırlıklı olarak annelerin sorumluluğunda görülmektedir. Madde bağımlısı gençlerin çoğunun erkek çocuklar arasından çıktığı göz önünde bulundurulduğunda babanın rol model olma görevini yeterince yerine getiremediği anlaşılmaktadır. Babalara yönelik bilgilendirme ve farkındalık çalışmalarının arttırılması gerekmektedir.

9. Aile içinde ebeveynler arasında yaşanan çatışmalar ve şiddet davranışları çocukları olumsuz etkilemekte ve şiddeti iletişim tarzı olarak öğrenmelerine neden olmaktadır. Ebeveyninden yeterince destek alamayan çocukların zorluklarla başa çıkma kapasiteleri düşük olmakta sorunlarına çözüm bulmadığında maddeye sığınma yolunu tercih etmektedir. Bu nedenle aile içi sorunlara büyümeden bütüncül müdahale etmeye imkan verecek aile danışmanlığı uygulamaları yaygınlaştırılmalıdır.

10. Ailede ruh sağlığı sorunu olan bireyin varlığı ailenin sosyal işlevselliğini olumsuz etkilemekte bu durum çocuğun riskli davranışlara yönelmesine neden olmaktadır. Toplum ruh sağlığı merkezleri vasıtasıyla özellikle aile içinde çocukların riskleri ayrıca değerlendirilmelidir.

11. Aile çocuğu sevgi, saygı ve namus değerleri üzerinden değerlendirmektedir. Eğer çocuk sevgi ilişkisi içinde saygısızlık, namussuzluk yapmıyorsa aile bağımlı çocuğa toleranslı davranmaktadır. Bağımlı çocuk bu üç kavramda yanlışlık yapıyorsa aile müdahale için çözüm aramaktadır. Ailelerin bağımlılığın riskleri ve zararları konusunda çocuğunu gerçekçi bir şekilde değerlendirmesi için desteklenmesi gerekmektedir.

12. Aile çocuğa sağlıklı disiplin yöntemleri uygulamadığında çocuk sınırlarını ve sorumluluklarını kavramada zorluklar yaşamaktadır. Doğru disiplin yöntemlerinin ne olduğu konusunda ailelerin bilgilendirilmesi gerekmektedir.

13. Okullarda akademik başarının ön plana çıkarılması nedeniyle çocukların davranış sorunlarına cezalandırma yaklaşımıyla müdahale edilmektedir. Evde ve okulda sürekli baskı ve dışlanmaya maruz kalan çocuklar madde kullanarak rahatlama yoluna gitmektedirler. Bu nedenle okullarda sosyal içerme yaklaşımıyla risk grubu çocukların dahil edileceği resim, sanat, müzik, spor ve sosyal etkinliklere daha çok yer verilmelidir.

14. Çocuklar çoklu risklerin var olduğu bir toplumsal yaşama hazırlıklı olmalıdır. Okul öncesi dönemden başlanarak çocukların sorun çözme becerileri, psikolojik sağlamlık ve yılmazlık özellikleri geliştirilmelidir.

15. Yapılan araştırmalar çocukların madde kullanmaya başlamasında merak ve akran grubunun etkisinin ağırlıklı olduğunu göstermektedir. Ergenlik döneminde sosyalleşmeye çalışan genç, aileden yeterli ilgi ve desteği bulamayınca bir kimlik elde etme ya da bir gruba ait olma duygusuyla olumlu sosyal davranış gösteren arkadaşlarından uzaklaşarak, anti sosyal davranışa eğilimli akran ilişkileri kurmakta ve maddeye yönelme olasılığı artmaktadır. Bu konuda Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı kuruluşlarda ergenlere gençlik rehberliği yapacak sosyal hizmet uzmanlarının istihdam edilmesi sağlanmalıdır.

16. Madde kullanan çocukların büyük çoğunluğunun okula devam eden veya sorunları nedeniyle okulu bırakmak zorunda kalan çocuklardan meydana geldiği düşünüldüğünde risk grubu çocuklara özgü eğitim programları düzenlenmesi zarureti ortadadır. Bu nedenle madde kullanma riski olan çocuklar için alternatif eğitim programları düzenlenmelidir.

17. Kent yaşamında bazı bölgelerin göç, çarpık kentleşme, işsizlik, madde kullanımı, suça bulaşma gibi kendine özgü sosyal sorunlarla ön plana çıktığı görülmektedir. Bu bölgelerde sosyal hizmet modelleri uygulanırken yerel sosyal sorunların çözümüne yönelik uygulamalara ağırlık verilmesine dikkat edilmelidir. Ayrıca risk önleme çalışmalarında yerel dinamiklerden azami ölçüde yararlanılarak, çözüm noktasında aktif rol almaları sağlanmalıdır.

ÇALIŞTAY II. GÜN: III. OTURUM

Çalıştayın ikinci günü, son oturumu Dr. Öğretim Üyesi Abdulhakim BEKİ tarafından yönetildi. Oturuma başlamadan önce Sayın BEKİ, konuya giriş olması açısından şunları paylaşmıştır: Bağımlıların arınma süreci sonrasında rehabilitasyon boyutu devreye girmektedir. Bağımlı bireylerin tekrar bağımlılığa düşmemesi adına sosyal tedavi ve rehabilitasyon süreci başlatılmaktadır. Türkiye’de ve Avrupa’da bu konuda neler yapıldığını tartışmak istemekteyiz.
Neler yapılırsa biz madde kullanımında geriye dönüşü engelleyebiliriz? Bu konuda görüş ve önerilerinizi paylaşmanızı beklemekteyiz.

C. ODAK GRUP ÇALIŞMASI: BAĞIMLILARA YÖNELİK REHABİLİTASYON HİZMETLERİ

1. Ayık Yaşamda Buluşalım Derneği (AYBUDER) madde bağımlılarının tedavisinde kendi kendine iyileştirme grupları oluşturulmasının etkili olduğunu uygulama deneyimleriyle ortaya koymuştur. STK’ların yönetimde aktif rol aldığı, merkezi ve yerel yönetimlerin desteklediği bağımlıların kendine yardım grupları içinde ilaçsız tedavi ve rehabilite oldukları merkezlerinin yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.

2. Bağımlılar için oluşturulacak tedavi ve rehabilitasyon merkezleri şehirden çok uzak yerlere inşa edilmemeli, güvenli ve korunaklı bir yer olmalı, kapasitesi 10-15 kişiyle sınırlandırılmalıdır. Ayrıca hayati riski olan, sağlığını ve güvenliğini tehlikeye sokan bireylerin devlet desteğiyle zorunlu olarak bu merkezlere yönlendirilmesi sağlanmalıdır.

3. Madde bağımlılığı tedavisi gören bireylerin iş ve meslek edinmeleri tedavi sonrası yaşama uyum sağlamaları açısından son derece önemlidir. Bu nedenle madde bağımlılarına yönelik rehabilitasyon programlarının uygulandığı merkezlerde üretime yönelik çalışmalar yapılarak bireyin bağımsız yaşama hazırlanması sağlanmalıdır.

4. Bağımlılıkla mücadelede toplumun tüm kesimlerinin desteğini almak önemlidir. Özellikle dini hassasiyeti olan insanların madde kullanan bireylere yönelik ön yargılı yaklaşımlarını önlemek adına İl Müftülüklerine bağlı bağımlılıkla mücadele koordinatörlüklerinin yaygınlaştırılması ve her şehirde bir caminin madde kullanan bireylere yönelik profesyonel çalışma yapmasının sağlanması gerekmektedir.

5. Türkiye’de bağımlı olan bireylerin pek çoğunun psikiyatrik bozuklukları olduğu görülmektedir. Bu bireyleri hastanelerde sadece ilaçla tedavi etmek çözüm olmamaktadır. Toplum ruh sağlığı merkezlerinin hizmetleri madde bağımlılarını da kapsayacak şekilde genişletilmeli ve bu merkezlerde yurt dışında olduğu gibi ergoterapi, mesleki rehabilitasyon ve sosyal hizmet müdahalesi uygulamaları gerçekleştirilmelidir.

6. Madde bağımlılarının tedavi ve rehabilite edildiği merkezlerde profesyonellerden oluşan bir ekip tarafından interdisipliner çalışma yapılması bireyi bağımlılığa sürükleyen risklere bütüncül müdahale edilmesi açısından son derece önemlidir. Bu nedenle bu merkezlerde görev alan profesyonellerin mesleki rol ve sorumlulukları açıkça tanımlanmalı ve birlikte çalışma motivasyonları sağlanmalıdır. Ayrıca madde bağımlılarına yönelik tedavi ve rehabilitasyon programı uygulayan merkezlerde ekolojik sistem perspektifi ve güçlendirme yaklaşımının esas alınması sağlanmalıdır.

7. Madde bağımlılığının tedavisinde Almanya’da olduğu gibi arındırmadan başlanarak basamaklandırılmış ve yapılandırılmış bir sosyal tedavi modeli uygulanmalıdır.

8. Çocukların serbest zamanlarını sokakta geçirmesi gelişimlerine zarar verecek pek çok riske maruz kalmalarına neden olmaktadır. Çocuklara sanat, kültür, spor, kişisel gelişim vb. alanlarda yaşam seçenekleri sunacak mahalle düzeyinde çocuk ve gençlik merkezleri kurulmalıdır.

9. Madde bağımlılığında medikal tedavinin bittiği yerde sosyal tedavinin başladığı bilinciyle sosyal çalışma disiplini ağırlıklı olarak ötekileştirme, yalnızlaştırma, dışlanma gibi sosyal hastalıklar konusunda çalışmalar yapmalıdır.

10. Çocukların madde kullanımı ve zararları konusundaki bilgi eksiklikleri nedeniyle bazı risklerle karşılaşabildiği gözlenmektedir. Bu konuda başta okullar olmak üzere, çocuk
ve gençlik merkezlerinde çocuklara yönelik farkındalık ve bilinçlendirme çalışmaları düzenlenmelidir.

11. Geleneksel dayanışma mekanizmasından yoksun kalan aileler kente uyum sağlamada zorluklarla karşılaşmakta ve çocuklarını kontrol etmede zorlanmaktadırlar. Bu nedenle sorunlarıyla baş etmede güçlüklerle karşılaşan ailelere yardımcı olmak amacıyla aile rehberliği, aile danışmanlığı ve aile terapisi hizmetlerinin yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.

12. Aile birliğinin bozulması, ailenin bölünmesi ya da bütünüyle dağılmasına yol açan boşanma, bütün aile üyelerini etkileyen bir olgudur ve çocukların maddeye yönelmesine neden olan temel risk faktörleri arasındadır. Bu kritik dönemlerde oluşabilecek sorunlara karşı ailelere destek ve yardım sağlanabilmesi için boşanma öncesi danışmanlık hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır.

13. Madde bağımlısı ergenler damgalanma konusunda çok hassas olmaları nedeniyle, tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinin her aşamasında çocuğun etiketlenmesine yol açabilecek durumların ortadan kaldırılması için gizliliğe azami özen gösterilmelidir.

14. Madde bağımlısı olması nedeniyle tedavi ve rehabilitasyon sürecine dahil edilen çocuk için aile pek çok kuruma müracaat etmektedir. Çocuğun farklı kurumlardan hizmet alması halinde yapılan önceki değerlendirmeler yeni kurumlara aktarılmalı ve aynı değerlendirmeler tekrar edilmemelidir.

15. Çocukların madde kötüye kullanımının önlenmesinde ailenin işlevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getirmesi çok önemli bir faktör olarak görülmektedir. Bu nedenle yoksulluk ve işsizlikle mücadele, göç, kentleşme ve kente uyum sürecinde ailelerin desteklenmesi, aile parçalanması nedeniyle çocukların ebeveyninden uzaklaşmasının engellenmesi, eğitim, sağlık, konut, sosyal güvence gibi kamu hizmetlerine ailelerin etkin erişimini kolaylaştıracak desteklerin sunulması amacıyla hak temelli sosyal politikalar geliştirilmelidir.

KATILIMCILAR

Abdulhakim BEKİ, Dr. Öğr.Üyesi Üsküdar Ü. Sosyal Hizmet Bölümü Öğr. Ü.
Ayşe AKTEN, SHU Finike / Antalya
Bahri AKALIN, Bağımlılık Danışmanı Dortmund/Almanya
Duriye ÖZLÜ, Aile Rehberi AYBUDER / Antalya
Ercan BAŞARAN, Sosyal Pedagog Internationales Familienzentrum e.V. Frankfurt/Almanya
Erdal CENAN, SHU Köln/Almanya
Fatih KILIÇARSLAN, SHU Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi
Fatma TUNCAY, SHU
İlhan TOMANBAY, Prof. Dr. İstinye Ü. Sosyal Hizmet Bölüm Başkanı
Kemal GÜDEK, Uzm.S.Ç. İstanbul Tıp Fakültesi İstanbul/ Türkiye
Mustafa KORKMAZ, Ergoterapist Frankfurt/Almanya
Olivira Bolsius, Doç. Dr. Han Uni. / Iriszorg Bağmlılık Mrk. / Hollanda
Refik AKTEN, SHU Finike Devlet Hastanesi / Antalya
Sabri YAVUZ, Dr. Hollanda Han Üniversitesi
Seyyide YÖRÜK, Bağımlılık Danışmanı AYBUDER / Antalya
Soner Utku YÜKSEL, SHU Antalya
Tarık TUNCAY, Prof. Dr. Hacettepe Ü. Sosyal Hizmet Bölüm Öğr. Ü.
Vedat IŞIKHAN, Prof. Dr. Hacettepe Ü. Sosyal Hizmet Bölüm Öğr. Ü.
Yavuz Tufan KOÇAK AYBUDER Başkanı
Yılmaz KOCA Antalya
Zeki KARATAŞ, Dr. Öğr.Üyesi Recep Tayyip Erdoğan Ü. Sosyal Hiz. Bl. Öğr. Ü.
Zeyid ÜSTÜN, Bağımlılık Rehberi AYBUDER / Antalya

AYBUDER’ in Tarihçesi

AYIK YAŞAMDA BULUŞALIM DERNEĞİ (AYBUDER) TARİHÇE
Ayık Yaşamda Buluşalım Derneği, 06.06.2013 tarihinde, Yavuz Tufan Koçak önderliğinde iyileşmekte olan bağımlılar tarafından İstanbul’da kurulmuştur. Fakat derneğin kurulma fikri çok daha eskilere dayanmaktadır.
Dernek Kurucu Başkanı Yavuz Tufan Koçak, 16 yıldır iyileşmekte olan bir bağımlıdır. Adsız Alkolikler toplantılarında ayılmaya başlamış, yıllar içinde pek çok yerde grup destek hizmetleri yapmıştır. Gruplara gelen ağır vakaların bazılarında, daha yoğun bir çalışma yapmanın gerekli olduğunu fark edince de kişilerle birebir çalışmalar yapmaya başlamıştır. Türkiye’de gerçek mana da bir rehabilitasyon ve sosyal entegrasyon merkezinin olmamasından kaynaklı olduğunu düşündüğü bu soruna bir çözüm olarak, 2000’li yıllarda AYBUDER’i kurmuştur. Orada bağımlılarla, onların aileleriyle ve hayatında değişim isteyen herkes ile grup destek toplantıları ve birebir çalışmalar yapmıştır. Çok güzel sonuçlar almasına rağmen dernek yerinin kirasını ödeyemediği için daha bir yılı dolmadan derneği kapatmak zorunda kalmıştır. Belli bir süre evinde grup destek toplantılarına devam etmiştir. Daha sonraları da birebir çalışmalarına geri dönmüştür. Hangi şehirden olursa olsun onu aradıklarında bağımlının evine gidip, ailesiyle ve bağımlıyla çalışmalar yapmıştır.
2012 yılının ortalarında yaptığı çalışmalar meyvelerini vermeye başlamış ve hayatına dokunduğu kişiler ile birlikte bir ekip çalışması yaparak, daha fazla kişiye ulaşabilmek ve bu bağımlılık hastalığını anlatabilmek için YTK Yaşam Atölyesi olarak danışmanlık firmasını kurmuştur. 2013 yılında ekip arkadaşlarının da ısrarıyla, AYBUDER’i ikinci kez kurmuştur.
“Bir denizyıldızı daha..” sloganıyla yola çıkan, tamamı iyileşmekte olan bağımlılardan oluşan ekip gönüllü olarak hizmete başlamışlardır. Tüm ekonomik zorluklara rağmen ilk yıl ayakta kalmayı başarmış, yüzlerce bağımlı ve bağımlı yakının bağımlılık konusunda bilinçlendirilmesini sağlamıştır.

2014 yılında Gençlik Ve Spor Bakanlığı, Gençlik Projeleri Destek Programı kapsamında “Ayık Yaşam Atölyesi” Projesi desteklenmiş bir yıl boyunca bu projeyle binlerce kişiye, yazılı ve görsel basından, yüz yüze görüşmelerle, seminerlerle ve telefon görüşmeleriyle bilinçlendirme çalışması yapılmıştır.
AYBUDER, 2015 yılında Antalya’da bilinçlendirme çalışmalarına başlamış ve 2016 yılında Antalya İl Temsilciliğini açmış ve idealize ettiği 5 dönümlük bir bahçe içinde, bağımlıların sosyal uyum çalışmalarını yapabileceği bir merkezde faaliyetlerine başlamıştır.
2016 yılında Gençlik Ve Spor Bakanlığı, Gençlik Projeleri Destek Programı kapsamında “Bir Çare Var” Projesi desteklenmiş ve 5 ay boyunca yüzlerce aileye danışmanlık hizmeti verilmiş, onlarca gencin de iyileşmesi ve sosyal uyumlanma süreçleri desteklenmiştir.
16.04.2016 tarihinde İstanbul’ da amacı; sağlık, eğitim, sosyal hizmet profesyonelleri, öğrencileri ve STK temsilcilerine, madde bağımlılarına temel düzeyde sosyal hizmet müdahale becerisi kazandırmak olan,8 hafta sürecek “Madde Bağımlılığı Ve Sosyal Hizmet Uygulamaları” eğitimini düzenlemiştir.
2017 yılında Gençlik Ve Spor Bakanlığı, Gençlik Projeleri Destek Programı kapsamında “Yaşama Merhaba” Projesi desteklenmiş ve Antalya İlinde yaşanan madde bağımlısı vakalarının önlemesi ve rehabilitasyon uygulamalarında rol alan farklı disiplinlerde çalışan 30 meslek elamanına “madde bağımlığı ile mücadele ve madde bağımlılar sosyal çalışma stratejileri” konusunda 4 ay, 48 saat süren “Madde Bağımlılığı Ve Sosyal Hizmet Uygulamaları” eğitimi düzenlenmiştir.
2019 yılında Merkezi Finans ve İhale Birimi tarafından düzenlenen, Avrupa Birliği projesi “Başka Bir Dünya Mümkün” projesi desteklenmiş olup,12 ay sürecek bu projede;
AYBUDER kurumsal yapısında iyileştirmeler yapmak ve bölgedeki diğer kamu kurumları ve STK’lar ile işbirliği ortamını artırarak Akdeniz Bölgesinde madde bağımlılığı ile mücadele ve tedavi süreçlerinde daha aktif çalışmalar yürütmek amaçlanmıştır.
AYBUDER Antalya Muratpaşa’daki merkez ofisinde faaliyetlerine devam etmektedir.

Alkolik Ailesi İçin El Kitabı

Ailenin alkolizmin yol açabileceği duygusal yıpranmalara karşı en etkin silahı.bilgi sahibi olmak ve uygulamaya geçebilecek cesarete ulaşmaktır.
Aile dışından alkoliklere yardımcı olan kişiler,aileden birinin alkolik olması halinde aynı yetkinliği gösteremeyebilirler.Bu özellikle eşlerden birinin alkolizmi söz konusu olduğunda daha belirgindir.
Bir tedavi programı uygulanacaksa,ona en yakın kişinin alkoliğin kendisinden daha çok yardım ve desteğe ihtiyacı vardır. Alkolizm yakın aile çevresi üzerinde yıpratıcı duygusal etkisi olan bir hastalıktır.Alkoliğin durumundan en çok etkilenen eş,ana,baba,kardeş ve çocuklardır.Bu kişiler duygusal olarak ne kadar çok etkilenirlerse alkoliğe yardım etmeleri o denli zorlaşır.Hatta bu durumda yardımcı olmak yerine zararlı olmaları söz konusu olabilir. Örneğin kadın evlilikteki sorunların nedeni olarak suçlanabilir.Ve sonunda kadın bu suçlamaların doğru olduğuna inanmaya başlayabilir.
Ancak alkolizm bir hastalıktır Kadın kocasının tüberkiloz yada şeker olmasından ne kadar sorumluysa alkolizminden de o kadar sorumludur .Bu güne kadar hiçbir kadın kocasını alkolik etmemiştir. Ve dolayısıyla tedavisinden de o sorumlu tutulamaz. Ancak bilgisizliği yüzünden kadın hastalığın fark edilmemesine yol açabilir. Yeteri kadar anlayış ve cesaret gösterememekle kadın hastalığın daha da ilerlemesine sebep olabilir. Yani kadın hastalığın ortaya çıkmasından sorumlu değildir.Ama. tedavinin gecikmesinde yada erken başlamasında rol oynayabilir. Aynı şeyler ailenin diğer fertleri içinde geçerlidir. Alkoliğe en yakın kişi,hastalığı tedavi edemez.Hiç bir doktor kendi hastalığını ya da ailesinden çok yakınlarının hastalığını tedavi etmez.Alkolizm ilerledikçe yakınlar “AİLE” duygusal olarak daha çok etkilenmeye başlar.Bu durumda yapılabilecek en iyi şey bu kişilerin alkoliğin durumunun daha da kötüleşmesini önlemek için kendilerinin yardım ve tedavi aramasıdır. Ailenin iyi niyetinden kaynaklanan hatalar inanılmaz boyutlara ulaştığı gibi tedavîyi de çok zorlaştırabilmektedir.
Her şeyden önce bilinmesi gereken şey şudur ki: Aile elinden gelen her şeyi yapsa bile hastalığın önüne geçemeyebilir. Ancak hastalık ile ilgili gerçekleri bilir ve bazı önlemler alırsa,tedavi şansı çok artabilir.Aslında alkolizmin tedavisinde en önemli şey bilgi eksikliğinin giderilmesi için kararlı bir tutumla gerekli önlemlerin alınmasıdır.Temel bilgiler olmadan yapılan müdahalelerin durumu daha da kötüleştirebileceği unutulmamalıdır. En başta alkolizm de temel sorunun şişede değil kişide olduğu bilinmelidir. Ama iyileşme
açısından kişinin şişeden uzak durması şarttır.Bir bakıma İyileşme GOTİK BİR KEMER yapısına benzemektedir.Yani gözle görülmeyen temeller söz konusudur. Ve bir çok kişi bu inşaatın taşlarını koymuş olabilirler. Ancak en önemli taşı alkoliğin kendisi yerleştirmelidir. Aksi takdirde inşaat çökebilir. Hiç kimse alkoliğin kendi yapması gereken şeyi onun yerine yapamaz. Yani hastanın ilacını yutup iyileşmesini bekleyemezsiniz. Tedavinin kesin ve sürekli olması için alkoliğin kendisinin karar vermesi gereklidir. Alkolik ailesini parmağında oynatmaktadır Alkolik tekrar tekrar içerken ,aile bağırır, çağırır.yalvarır,dua eder,tehdit eder ya da sessiz kalmayı yeğler. Ayın zamanda alkoliği doğabilecek muhtemel sonuçlardan korumaya çalışır -Eğer alkolik küçük bir tanrı gibi davranmaya devam ediyorsa, bu muhtemelen ailenin bu davranışlara yeteri kadar karşı çıkmamasından kaynaklanır. Kendini üstün görme tutumu içinde alkoliğin iki temel silahı vardır. Aile bu iki silahı öğrenmediği takdirde .alkoliğin kölesi olmaktan ve dolayısıyla kendi ruhsal dengesinin bozulmasından kurtulamayacaktır.

ALKOLİĞİN SİLAHLARI

Alkoliğin birinci silahı karşısındakini kızdırmak ve onun kendisini kaybetmesine yol açmaktır.Bu duruma düştüğü taktirde aile ya da arkadaş alkoliğe yardım etme savaşını kaybeder.Bilinçli ya da bilinçsiz olarak alkolik ,karşısındakine KENDİNDEN NEFRET EDİLDİĞİ imajını verir.Karşı tarafın öfkeli kızgın davranışları ise bu durumu teyit etmiş olur. Ve böylece alkoliğin daha da fazla içmesi için gerekçe oluşturur. Tanrılar yok etmek istediklerini önce kızdırırlar! alkoliklerde tanrı gibi davranmakta oldukça tecrübelidirler. Kızmak sinirlenmek ona ulaşmaktaki şansınızı yok eder.
Alkoliğin ikinci silahı aileyi endişelendirmektir.Bu durumda aile aslında tedavi açısından sadece alkoliğin kendisinin yapabileceği şeyleri onun yerine yapmak çabasına girer.örneğin alkolik karşılıksız bir çek yazmış olabilir. Bunun sonuçlarından endişelenen aile ,çekin karşılığını temin etme yoluna gidebilir .Bu kısa vadede sorunu çözebilir. Ancak uzun vadeli sakıncalara yol açabilir.Şimdi alkolik ailenin her türlü problemi çözeceğini bildiği için daha da sorumsuz davranacaktır.Bu durum alkoliğin suçluluk duygusunu da arttırır. Yani hem sorumsuzluk hem de suçluluk duyguları ile.alkoliğin durumu daha da kötüleşecektir.Öte yandan aile lafta onaylamadığı bir durumu,fıilen onaylamış olmaktadır. Aile hastalığı daha da hızlandırmak istemiyorsa kızgınlık ve endişeden kurtulmalıdır.
Bunun içinde aile fertleri bu sorunlar İçin kendilerine yardımcı olabilecek birilerine başvurma . lıdırlar. Doktor, hemşire gibi.
Alkolik ve ailesine yardım ve tedavi; akraba, arkadaş ve komşu çevresinin dışında aranma lıdır. Bu yardım tercihen; bu alanda eğitim görmüş yada Al-Anon ‘un tecrübeli üyelerin den olmalıdır, çünkü hastalık yaşam süresini 10-20 yıl azaltılabilecek kadar tehlikelidir.

ALKOLİZM BİR HASTALIKTIR

Bilmeniz, inanmanız ve kabul etmeniz gereken ilk şey Alkolizm’in bir hastalık olduğudur.
Alkoliğin yakınlarını da etkileyen bîr hastalık.
Amerikan Tıp Kurulu ve diğer başka yetkili kuruluşlar alkoliğin, denetleyemediği bir
hastalığa yakalanmış olduğunu kabul etmektedir. Alkolizm irade zayıflığı, ahlaksızlık ya da
başkalarına acı çektirme arzusundan kaynaklanmamaktadır.
Hastalıkla ilgili yeni bilimsel düşünceler, ön yargı, bilgisizlik ve batıl inançlara dayalı eski
görüşlerin yerini almış bulunmaktadır. Yeni yaklaşımın başarısını kanıtlayan en açık gösterge
Alcoholics Anonymous (AA), Al – Anon ve Alateen çerçevesinde iyileşmiş olan binlerce kişinin varlığıdır.
Alkolizm’in tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kabul ettiğimiz zaman ondan utanmak ve
korkmak için bir neden kalmamaktadır.

ALKOLİZM’LE İLGİLİ GERÇEKLERİ ÖĞRENİN

Önce, Alkolizm’le ilgili olarak zihninizde var olan bütün düşüncelerden kurtulun ve şimdi
kendinize yeni bir Öğrenme programı uygulayın.
Alkolizm konusunda araştırma ve tecrübeye dayalı bilgiler alabileceğiniz bir merkeze
başvurun , konu ile ilgili ne bulursanız okuyun.
A. A.’in herkese açık toplantılarına katılarak, çok yararlı bilgileri birinci elden edinebilirsiniz.
Bu toplantılara hiç çekinmeden katılabilirsiniz. Bu toplantılar Alkolizm konusuyla ilgilenen
herkese açıktır.

KENDİNİZE ŞİMDİ YARDIM EDİN

Yardım için beklemeyin, ailesinde alkolizm’i yaşamış olan herkes bunun yaratabileceği duygusal baskı ve sıkıntıları ve bunlardan kurtulmanın gerekliliğini bilmektedir. Hiçbir şey size AL-ANON Aile Grubunda bulacağınız sıcak ve candan anlayış havasını vermeyecektir. Burada bir üyenin ifade etmiş olduğu gibi- YENİDEN YAŞAMAYI ÖĞRENECEKSİNİZ”.
Al-Anon Aile Grupları, Al-Anon ve Alateen, Alkoliklerin eş,çocuk,akraba ve arkadaşların dan oluşmaktadır. Bütün üyeler bilgili ve anlayışlıdırlar, çünkü sizin yaşadığınız problemleri onlar da yaşamaktadırlar. Bu kişilerle yapacağınız konuşmalar sizi rahatlatacaktır. Bu konuş malar sizi alkolizm’in bir günah değil bir hastalık olduğu konusunda ikna edecektir. Böylece sizin kendi tedaviniz İçin İlk adım atılmış olacaktır.

YAPILMAMASI GEREKEN BAZI ÖNEMLİ HUSUSLAR

Eğer yakınımız olan alkolik hala aktif olarak içmeye devam ediyorsa şunları yapmamaya dikkat ederiz.

1-Alkoliğe çocuk muamelesi yapmayın,unutmaym ki başka bir hastalıkta bunu yapmanız söz
konusu olamazdı. ,

2-Ne kadar içtiğini kontrole teşebbüs etmeyiniz.

3-Saklı şişeleri aramayın.

4-İçkileri dökmeyin, alkolik her zaman yenisini bulacaktır.

5-İçki konusunda ona çıkışmayın. Alkolün etkisinde olduğu zaman onunla kesinlikle tartışmayın.

6-Akıl vermeyin,sitem etmeyin, azarlamayın ve tartışmayın.
Eğer bunları gerçekleştirebilirseniz, zihninizi biraz rahatlatmaya doğru adım atmış olursunuz. ” Bu Uyarma”ların hepsinin sağlam gerekçeleri vardır, ve bunlara birçok kişinin tecrübelerine dayanarak ulaşılmıştır.
Alkolikler tahminlerin çok ötesinde bir suçluluk duygusu içinde olurlar. Onlara başarısızlık-larını , hatalarını,ihmallerini hatırlatmak hiçbir şeye yaramayacağı gibi, durum daha da kötüleşecektir.
” Eğer beni sevseydin ” şeklinde başlayan sitemler de boşunadır. Unutmayın ki alkolizm’in irade gücü ile kontrolü mümkün değildir. Yeminler, tehditler ve münakaşalarla bir yere varmak söz konusu olamaz. Şunu hiç unutmayın ; Yerine getiremeyeceğiniz tehditler ‘ i savurmayın. Kaba güç ve sertlikte işe yaramayacaktır.
Bazı hallerde işten çıkarılma, bir kaza ya da hapse düşme gibi kriz durumları, alkoliğin teda-vi için yardım istemesine yol açabilir. Bu gibi durumlarda onu korumak ya da rahatlatmak için aşırı bir çaba sarf etmeyin. Böyle bir kriz iyileşme için gerekli olabilir. Krizin tekrarlanmamasını önlemeye çalışmayın. Sizin önlemeye çalışacağınız bu durum alkoliğe durumunun ciddiyetini gösterebilir. Yani kurtuluşun başlangıcı böyle bir kötülük olabilir.

ALKOLİK NE ZAMAN YARDIM İSTER

Genellikle içkiyi bırakma yönünde ilk istek ümitsiz, berbat bir dönemin sonuna rastlar. Bu, yoğun bir içki döneminin ertesinde veya yukarıda bahsedilen krizle birlikte olabilir. İşte böyle bir zamanda sizin alkolizm konusundaki bilgileriniz ve akıllıca yaklaşımınız işe yarayacaktır. ” Şimdi ben ne yapacağım ” şeklindeki sorusu karşısında ona bildiklerinizi anlatabilirsiniz. Tavsiye isterse o zaman ona A. A. ya da başka bir kuruluştan söz edebilirsiniz. Ancak unut mayın ki onu horlamak işe yaramayacaktır. Alkolik yardım almaya hazır olmalıdır. Onu alkolik kelimesini kullanmaya da zorlamayın. ” Bir içki sorunum var ” demesi bile durumun farkında olduğunu gösterir.
Alkolik yardım istediğini belirttiğinde, bu yardımın niteliği saptanmalıdır. Alkoliğin kendi isteği doğrultusunda bir A. A. üyesine bu konuda danışmak uygun olabilir. Her hal’ü karda yardım talebi alkolikten gelmeli ve yardımın türünü de o belirtmelidir. Yani her şey onun özgür iradesi ile cereyan etmelidir. Bu arada sizde Al Anon ile yakın ilişki içinde olmalısınız.

GERİYE DÖNÜŞ

Bırakma dönemi boyunca kendinize işinizin kolay olmadığını hatırlatın. Onun için ve aile için ani ve kesin düzelme beklemeyin. Alkolizm hastalığı uzun bir zamanda ortaya çıkar, kurtuluşuda uzun sürer. Bu dönemde ” Kuru Sarhoşluk ” denilen ve içki ile hiç ilgisi olmayan asabi haller ortaya çıkabilir. Sabırlı olun bazen durumun eskisinden daha kötü olduğunu düşünebilirsiniz. Bu doğru değildir, bu aşamada hoşgörü ve sabır şarttır içki bırakıldıktan sonra bir yıl boyunca aşırı yorgunluk durumu ortaya çıkabilir. İşleri zorlamayın kendi aktivitelerinizi sürdürün. AL-ANON toplantılarına devam edin. İçkiyi bırakanların içkinin ikram edildiği bir dünyada yaşamayı öğrenmesi gerekmektedir. Bu konuda aşırı koruyucu bir tutuma girmeyin. A. A. toplantılarına fazla sık gitmesini bir kıskançlık meselesi haline dönüştürmeyin.
Çoğu alkoliğin günlük A.A. toplantılarına ihtiyacı vardır. Bu toplantıların hastalığın tedavisi olduğunu unutmayın. Evden ve yakınlarından uzak olmasına rağmen alkoliğin bu toplantılara devam etmesini şükranla karşılayın. Ayıldığı zaman alkolik, A. A. dahil diğer aktiviteler için zaman bulacaktır. Onu bu konuda teşvik edin. Eski içki arkadaşlıklarından ve alışkanlıklarından kurtuldukça alkolik kendisini ilgilendiren yeni şeyler bulacaktır.Bu değişim süresince sizde ayak uydurun ve AL-ANON toplantılarına katılarak başkalarına yardım edin. Böylece ikiniz içinde yeni bir hayat başlamış olacaktır.Zaman zaman her ikinizin de kötü günleri olabilecektir. Bunları ciddiye almayın, tedavi yolunda ciddi bir adım atmış olduğunuzu unutmayın. Hata yapmış olduğunuzu düşünürseniz, bu hatalarınızdan ders almayı bilin. Düş kırıklıklarınızı ve sıkıntıları geride bırakıp ileriye bakın.İzlenecek yol kolay bir yol değildir. Ancak bu yolun size ve sevdiğinize güzel şeyler Vaadettiğini unutmayın.

SEVGİ VE ACIMA

Alkolizm konusunda en ciddi hatalardan biri sevgi konusundan kaynaklanmaktadır. Alkoliğe eşinin ‘beni sevseydin içmezdin demesi tıpkı “beni sevseydin tüberküloz olmazdın” demesi gibidir. Alkolizm bir hastalıktır .Hastalık bir durumdur,bir fiil değildir. Sevmek yardım etmek,destek olmak demektir,ama sevmek başkası yüzünden acı çekmek,mutsuz olmak demek değildir.Bu seven açısından bir mutsuzluk yaratır ki alkoliğin ailesi sık sık böyle bîr haksızlığa maruz kalır. Alkol bir çeşit ağrı kesicidir,bir kaçıştır,sıkıntı üzüntü ve tatsızlıkları giderir.İçen bir süre İçin bu duygulardan kurtulmuş olur ama aynı duygular bu sefer aileye aktarılmış olur.Ayıldığı zaman alkolik suçluluk duygusu ile ailesine bir daha içmeyeceğine dair sözler verir ya da tersi olabilir. Ayılınca olanları konuşmak istemeyebilir.Her iki durumda da sonuç değişmez yani alkolik içkinin sonuçlarından kaçmaya teşebbüs etmiş olur.Bu kaçışın bedelini ise aile öder.Böyle durumlarda ise sevginin devam etmesi beklenemez.Alkolik içip alkolün sonuçlarından kaçarken ailesini kullanmış olur.Aile ise üzücü sonuçlara katlanır.Bu durumda acıma söz konusu olamaz.Acıma başkasının acısını paylaşmak demektir,ama başkası yüzünden acı çekmek demek değildir.Bu durumun devam etmesi halinde sevgi tükenerek nefrete dönüşecektir. Sevgiyi sürdürmenin tam yolu.ailenin içki nedeniyle acı çekmemeyi öğrenmesi ve içkinin sonuçlarına katlanmayı reddetmesidir. Bir çok aile alkolizmin üzücü sonuçlarına katlanmak,dayanmak zorunda olduğuna inanmaktadır. Bunun sonucu ise alkolizmin daha da teşviki olmaktadır.Üstelik buna bağlı olarak aile fertlerinin ruhsal sağlığı da bozulmaktadır. Gözden kaçırılmaması gereken bir gerçek de bazı eşlerin kendi ruhsal bozuklukları nedeniyle alkolik bir eşe ihtiyaç duymalarıdır.Bu ana,baba ya da kardeşler içinde söz konusu olabilir.Mazoşizm hayattan zevk almak için acı çekmek ihtiyacıdır. Alkoliklerin bazılarında mazoşizm söz konusu olabilir.Bazıları ise sadistdir ve birilerini cezalandırmak ihtiyacındadır. Alkolikler bu amaca hizmet edebilirler.Bazıları da başkalarına hükmetmek onları yönetmek ister.Alkolikler bu açıdan da uygun bir zemin oluştururlar.Böyle durumlarda alkolikten önce alkolik olmayan tedavi edilmelidir.
Çoğu zaman alkolizmin tedavisi için her şeyden önce ailenin değişmesi zorunludur. Yani değişim alkolikten önce ailesinde gerçekleşmelidir .Zira bütün ihtiyaçları aile tarafından karşılandığı sürece alkoliğin değişmesi için bir neden olmayacaktır.Yapılan en büyük hatalardan birisi şişeyi alkolikten saklamaktır.Şişeyi yok ederek bu gün kazandığınız savaş yarın tekrarlanacaktır. Önemli olan alkolikte içkiyi bırakma arzusu yaratmaktır.Bunun ise bir tek yolu vardır.Bırakın alkolik içkinin bütün sonuçlarına ve ne kadar acı olursa olsun katlansın ve bunlardan kurtulmak için çaba sarf etmeye mecbur kalsın.Bunun için ayıkken ona anlayışlı ve sevgi dolu yaklaşmak ama onu şişeden uzak tutmaya teşebbüs etmemek gerekir.Bu zor bir iştir çünkü utanç-parasal sıkıntı iş kaybı geçici ayrılma gibi şeylere yol açabilir.
Her önemli hastalıkta olduğu gibi tedavi uzun sürebilir ve zaman zaman geriye dönüş olabilir. Alkolik yeniden içmeye başlarsa “bu dünyanın sonu” demek değildir.Bu durumda aile paniğe kapılmamalıdır. Aslında bu bir avantaj bile olabilir ve böylece birinci kadehin tehlikeleri böylece vurgulanmış olur.
Tedavi süresince rahatsız edici tutum ve davranışların hemen kaybolmasını beklememek gerekir. Alkolik daha önce kendini içkiye kaptırdığı gibi şimdi de tedaviye kaptırabilir. Bu özellikle AL-ANON ‘a katılma durumunda çokça görülmektedir. Alkolik bütün vaktini
düzelmiş , kurtulmuş eski alkoliklerle geçirmek isteyebilir.Bu durumda yapılacak en iyi şey eşinde AL-ALON a katılmasıdır.Aslında alkolik ve alkolik olmayanların tedavisi beraberce sürdürülmelidir. Aksi takdirde aile içinde bazı sorunlar çıkabilir.
Alkolizm tedavisine önce kendimizle başlayalım.Öğrenebildiğimiz kadar öğrenelim. Sözler değil hareket ve uygulama önemlidir.

ÖZETLE ÖNERİ VE TEDBİRLER ŞUNLARDIR :

1-Bütün gerçekleri Öğrenin ve onları kendi hayatınızda uygulamaya geçirin. İşe Alkolik İle başlamayın.

2-A.A., AL-ANON toplantılarına katılın . Mümkünse bir ruh sağlığı merkezine yada konu ile ilgili bilgi alabileceğiniz kuruluşlara gidin .

3-Duygusal olarak etkilendiğinizi unutmayın. Tutum ve davranışlarınızı değiştirerek, tedaviyi hızlandırabileceğinizi unutmayın.

4-Alkoliğin yararlı faaliyetlerini teşvik edin ve onlara katılın.

5-Sevginin; merhamet, disiplin ve adalet ile birlikte mümkün olduğunu ve bunlar olmadan süremeyeceğini unutmayın.

KESİNLİKLE YAPILMAMASI GEREKEN ŞEYLER İSE ŞUNLARDIR :

1-Ayık yada içkili iken nasihat etmeyin,ders vermeyin,azarlamayın,tehdit etmeyin, sinirlen meyin ve içkinin kötü sonuçlarını gidermeye teşebbüs etmeyin. Bunları yapmakla kendinizi daha iyi hissedebilirsiniz ama durumu kötüleştirirsiniz.

2-Kendinizi kaybetmeyin, böylece hem kendinize zarar verirsiniz hem de ona yardım edemezsiniz.

3-Endişelerinizden alkoliğin kendi yapması gereken şeyi onun yerine yapmak hatasına düşmeyin.

4-Söz vermelere imkan tanımayın, bu durum sıkıntıları ertelemekten başka bir şey değildir. Ayrıca yapılmış anlaşmalara da sadık kalın

5-Alkoliğin size yalan söylemesine izin vermeyin. Yalanlarını kabul ederseniz onu teşvik etmiş olursunuz. Gerçek çoğu zaman acıdır ama yine de onu öğreniniz.

6-Sizi kandırmasına izin vermeyin, böylece sorumluluktan kaçmasını önlemiş olursunuz ve ayrıca size olan saygısını da kaybetmez.

7-Sizi sömürmesine, sizden yararlanmasına izin vermeyin aksi takdirde ona, sorumsuzluğunda suç ortaklığı etmiş olursunuz.

8-Bütün bu söylenenleri kural olarak kabul etmeyiniz. Bunların amacı sizin kendi değerlendirmelerinizin yanı sıra yol göstermektir. Mümkünse Al-Anon toplantılarına katılın. Sizin de alkoliğin kendisi kadar yardıma ihtiyacınız var.

9-Hepsinden önemlisi alkolizmin ilerleyen bir hastalık olduğunu unutmayın. Şimdiden öğrenmeye anlamaya ve tedaviyi planlamaya başlayın. Hiçbir şey yapmamak yapabileceğiniz seçimlerin en kötüsüdür.

AL-ANON AİLE GRUPLARI

Bu gruplara kimler , neden katılır ?
Gruplara çok değişik kesimlerden çeşitli kişiler katılır: Alkoliklerin eşleri, sevgilileri, kardeşleri,çocukları ve ana babaları. Alkolikle ilişkimiz ne olursa olsun bizi birbirimize bağlayan ortak bir nokta vardır.Bir başkasının içki içmesi bizim hayatımızı ciddi bir biçimde etkilemiştir.
Bu gruplarda biz,tecrübe,güç ve ümitlerimizi paylaşmak için toplanırız. Büyük bir olasılıkla bu gruplarda sizinkine çok benzeyen durumlar olduğunu duyacaksınız. Olaylar aynı olmasa bile, alkolizmin hayatınız üzerindeki etkileri ile ilgili duygularımızı paylaşırız. Toplantılarda bir şey söylemek, konuşmak zorunda değilsiniz.Genellikle toplantılarda soru sormak ya da fikir bildirmek isteyenleri yönlendirecek bir grup lideri olmaktadır. Toplantılarda,gizlilik ilkesine uyulmaktadır.Birbirimize ilk isimlerimizle yada isimlerimizin baş harfleriyle hitab ederiz.Bu toplantılarda rastladığımız kişiler yada duyduklarımız hakkında dışarda konuşmayız.
Bu bir dini toplantı değildir .Toplantılarımız hangi dinden olursa olsun herkese açıktır ve dini tartışmalardan uzak durmaya çalışır.Bu toplantıların temelini oluşturan düşünce, sorunlarımızın çözümünde kendimizden daha yüce bir gücün desteğini aramak şeklindedir.Bu yüce gücün ne olduğuna herkes kendi inançları doğrultusunda karar vermektedir.
Merhaba, ben bir Al-Anonum;
Eşimin alkol aldığını, evliliğimizin ilk haftasında öğrendim. Çok üzüldüm Aklıma ilk gelen babamın bana söylediği söz oldu. Eşimle komşu köylerdendik. Babamın, babaannesi onların köydenmiş. Bana görücü geldiklerinde, babam onları iyi tanıdığını, iyi bir aile olduklarım fakat içkiyi sevdiklerini söylemiş ve kararı bana bırakmıştı. Bir yıl arkadaşlığımız, bir yıl da nişanlılığımız sürdü. Bu sürede ne içki içtiğini gördüm. Ne de duydum.
Ben ailemde hiç içki içen görmedim. İçkiyi haram, insanlara zarar verdiği için Allah’ in yasak ettiği içecek olarak biliyordum. İlk yıllar eşime içki içmemesi için yalvardım. Sonra tartıştım, küstüm, ağladım, kavga ettim ama hiçbirisi çözüm değildi. Sevdiklerimden yardım istedim. Eşimin en yakınları iki dayısı çok uğraştılar. Ayrı şehirlerde olmamıza rağmen sık, sık arayarak, yanlış yaptığını, onu çok sevdiklerini, zaman, zaman kızdıklarını söylediler. Hatta dayısı ” Yeter artık uçağa atlayıp geleceğim, onun ağzını, burnunu kıracağım” dedi. Bu sefer bana ” Her şeyi yapan sensin, ailende hiçbir şey görmemişsin, beni de onlara benzetmeye çalışma ” dedi. Doğrumuydu acaba , problem bende miydi?
İçki içen biriyle yaşamayı bilmiyordum. Böyle bir gecede oturduğum ilin radyosunda A.A’ yi duydum. Telefon numarasını ve adresini yazdım. Gitmeliydim. Ben de bunu istiyordum. Ayık bir zamanında eşime, içkiyle problem yaşadığımızı, böyle bir kuruluşun olduğunu, gitmek istediğimi söyledim. Kahkahalarla güldü Akşam içme nedeni de bu oldu Telefon numaralarını yırtıp attı, “Gidersen ayaklarını kırarım” dedi. Çok korkmuştum. Yapacağım tek şey vardı. Her zamankinden daha fazla dua etmek,
Yıllar geçti. İki tane kızımız oldu. Çocuklar büyüdüler. Biz hep beraber eşimin içkisi kadar dışarıda kalmasından da şikayet eder olmuştuk. Bize ayıracak zamanı yok denilecek kadar azdı. Bu çocukları da çok etkiliyordu. Sanırım küçük kızım 4 yaşlarındaydı. Eşimin komiser olan dayısının pasaportu yenilenecekti. Doğum yerinin oturduğumuz il olması nedeni ile buraya gelmesi gerekiyormuş. Küçük kızım bizimle gelmişti Çok yoruldu. İşler henüz bitmemişti Tanıdığımız bir dolmuşla onu eve gönderdim. Eve döndüğümde kızım,” keşke babam o amca olsa, beni öne bindiriyor, içki içmiyor, evine de gidiyormuş. Sen neden öyle baba almadın” dedi. Bu sözler yüreğimi delip geçti. Çok ağladım. Dilimin döndüğünce ona bîr şeyler anlatmaya çalıştım. Alt katta oturan aynı zamanda eğitimci olan komşum ile bu konuyu paylaştım. Çocuklar haklılar dedi., benim oğlum da ” bana evde oturan baba alalım “demişti. Babası parti peşinde koşuyordu. ” Kendini bu kadar üzme” dedi. komşum.
Bir Pazar günüydü. Kızımın söylediklerini eşime anlattım. Yüzü kızardı. Üzüldü. Bir sürü mazeret söyleyip, bir arabamız olursa her şeyin farklı olacağını söyledi O’ da bu halinden memnun değilmiş. İlk kez İtiraf etti. Baş köşelere koyduğu içkisine söz söylemeye başladı. Bu bizim için bir umuttu. Kısa bir zaman sonra araba aldık. Fakat sorunlar ikiye katladı, Maddi, manevi, eşim verdiği hiçbir sözü tutmamış, alkol hala bizimleydi. Günlerden Cumartesi günü beni aradı. Bir şeyler hazırlamamı söyledi. Çanakkale’ ye gidecekmiş. Yüreğim sızladı; kimle Biz de çalışan iki çocuk ve yan dükkandan gençlerle zamansız olduğunu, verdiği sözleri hatırlamasını istedim. Kızdı. Telefonu kapattı. Her zamanki korkularım yine başlamıştı. Akşam 9.00 da yine aradı, “geliyorum “2 yi10 geçe geldi. Arabayı zor park etti. Beşinci katta oturuyoruz. Yukarıya çıktı. Daha kapıda, “Bir şeyler hazırlamadın mı 3.30 da gidiyoruz.” Dedi. ” Hayır Bu halinle hiçbir yere gidemezsin. Dinlenmen lazım dedim. O gideceğim. Ben gitmeyeceksin diyordum. Tartıştık, Çocuklar uyandı. Kahroluyordum. Onların gözü önünde beni dışarıya attı. Daha önce böyle bir şey olmamıştı. Ne yapmalıydım? “Allah’ım önce eşime, sonra çocuklarıma ve bana yardım et ” diye dua ettim. Üçüncü katta büyük kızımın ilkokul öğretmeni oturuyordu. Onun kapısını çaldım. Şaşırmıştı. Ne olduğunu sordu, ağlamaktan konuşamıyordum.
O sırada çocukların ağlama seslerini duydum. Beni istedikleri için onları da dışarıya atmış. Bu arada evin beyine ona yardım etmesini söyledim. Delirmiş gibiydi. Sağ olsun bakmaya gitti. Birlikte aşağıya geldiler. Orada her şeyin benden kaynaklandığını söyledi. Her şeyi bitirdi. Çocukları paylaştırdı. Büyük kızım öğretmeninin yardımıyla bir şeyler anlamıştı., küçük kızım ben hepinizi istiyorum diye ağlayarak bana sarıldı. Titriyordu.
Eşim babasız büyüdüğü için çocuklara dayanamazdı. O haliyle bile bunu fark etti. Hadi eve gidiyoruz dedi. Evimize çıktık. Ben içimden sürekli dua ediyordum. Gideceğini söyledi. Ben zaman kazanmak için bir şeyler hazırlayayım dedim. Belki sızıp kalırdı. Diye düşündüm. “İstemiyorum ” dedi ve gitti. Ne yapmalıydım? Aklıma gelen 155 oldu. Daha önce böyle bîr şey yapmamıştım. Bu güne kadar gereksinmem de olmamıştı. Yinede bir engel vardı. Telefonumuz kapalıydı. Tüm cesaretimi toplayarak bu son şansımı kullanmak için az önceki komşuma gittim. Eşimin gittiğini, polisi arayacağımı söyledim. O da karar senin ama ben olsaydım yapmazdım. Seni bu saatte perişan eden adama, hala yardım etmek istiyorsun. Bırak ne hali varsa görsün dedi. Ama o benim çocuklarımın babası diyebildim.
Titreyen ellerimle 155′ i aradım. Eşimin çok alkollü olduğunu, evde tartışma çıkardığını, o haliyle Çanakkale’ ye gideceğini anlattım. Arabanın plakasını sordular. hatırlayamadım. rengini, markasını ve çocuklarla buluşacağı yerin adresini söyledim. Evime geri geldim. Kafam çok karışıktı. İyimi yapmıştım, kötümü ? önce sakinleşmeliydim. Allah’a dua ettim. Çocuklarıma da sakın olmalarını ve babaları için dua etmelerini söyledim. Allah’ın her zaman olduğu gibi bize yardım edeceğini, yarın her şeyin daha güzel olacağını söyledim.
Zaman geçmişti. Sabah ezanı okunuyordu. Namazımı kıldım. Kapı açıldı, eşim söylenerek içeriye girdi. ” Bana bunu da yaptın” dedi. Ben gayet sakin ne olduğunu sordum. Polislerin arabasını bağladıklarını ve ehliyetini aldıklarını söyledi. ” Eğer sen engel olmasaydın ben çoktan gitmiş olacaktım. Bunlarda başıma gelmeyecekti ” dedi kısa bir süre sonra oturduğu yerde sızıp kaldı.
Sabah 8.30 gibi hiç konuşmadan evden çıktı. Küçük kızım uyuyor, büyük kızım ise kalkmıştı. Benimle konuşmak istediğini söyledi . Akşam olanların çok kötü olduğunu söyledi ” Anne sen öl, çünkü cennete gidersin ve orada rahat edersin. Ya da anneanneme git, ben kardeşime bakarım, okulum bitince seni alırım, kardeşimi de okuturum.” dedi.
Yüreğim parçalanmıştı. 12 yaşında bir çocuk bunları mı söylemeliydi? Göz yaşlarım yağmur gibi dökülüyordu. Ben ölürsem olmaz. Siz daha anne çocuğusunuz. Bana ihtiyacınız var .Anneannenize gelince ben orada sizler olmadan yapamam senin okulun var. Kardeşininde 2 yıl sonra okulu başlayacak sizin iyi eğitim almanızı istiyorum, bulunduğumuz yer oraya göre farklı diyerek ona düşündüklerimi açıkladım. Haklısın anneciğim diyerek boynuma sarıldı. Kalbi yerinden fırlayacak gibiydi.
Eşim AA’ yi ona söylediğimden 4 yıl sonra kabul etti. Beni kendisi gönderdi. Benden 10 gün sonra O da gelmeye başladı. Artık benim bütün günlerim farklı oldu. Eşim 21 aylık ayık Nefret sözcüğünü hiç sevmem ama içkiden nefret ediyorum. Eşim hala içkiyi sevdiğini fakat içemeyeceğini bildiğini söylüyor. İnşallah böyle devam ederiz. Rabbim herkesle birlikte bizimde yardımcımız. Olsun. Önce Allah’a sonra A.A’ yi kuranlara, A.A dostlarıma ve hala alkolden acı çekenlere dua ediyorum. Bu günümüze şükürler olsun.